ŞADUMAN KARACA: “NE ZAMANA NE MEKÂNA SIĞABİLİYORUM”

Ayça ŞEBNEM

Yaşamına “Dünya(ları)” sığdıran doğal tıp uzmanı ve sağlıklı yaşam danışmanı Şaduman Karaca, Almanya’da felsefe, temel tıp, fitoterapi, homeopati, şiatsu, mediasyon (uzlaştırmacılık)vb. birçok alanda aldığı eğitim ve deneyim ile Türkiye’ye döndüğünde bu alandaki en yetkin isimlerden biri olarak karşımıza çıktı. Şaduman Karaca ile yaşam serüvenini, doğa okur-yazarlığını ve yaşama bütüncül bakış açısını konuştuk.

Sevgili Şaduman hocam. Bir bilim insanısınız. Yaşamı algılayış biçiminiz, bilimi insana dair tüm dinamizmi ile birlikte bir virtüöz gibi işlemek, insanlığın uzaklaşmakta olduğu özüne “doğa”ya dönüşüne katkı sunmak üzerine kurulu adeta. Nitekim Almanya’da felsefe, temel tıp, fitoterapi, homeopati, şiatsu, mediasyon (uzlaştırmacılık) vb. birçok alanda aldığınız eğitim ve deneyim, Türkiye’ye döndüğünüzde sizi bu alandaki en yetkin isimlerden biri olarak tanıştırdı bizlerle.

Doğal tıp uzmanı ve sağlıklı yaşam danışmanı olarak çok değerli eserleriniz ve etkinlikleriniz var. Kurduğumuz dostluk da bu yıl gerçekleştirdiğiniz Fitosofia Akademinin düzenlediği fitoterapi yaz okulunda başladı. Pandemi sürecinde elektif işlemleri ertelediğimizden, dişeti hastalıkları uzmanı olarak medikal tedavinin yanında hastalarıma önerebileceğim doğal tedavi yöntemleri konusunda sürekli araştırma içindeydim. Akademi’nin yaz okulu bir anlamda ciddi bir fırsat olarak çıktı karşıma. Ve etkinliğin başlaması ile birlikte aldığımız bilgiler, mesleki sorularıma bir başlangıç olmakla beraber, şifanın bilgelik ile yakından ilişkisini kavrayışımı pekiştirdi. Ötesinde, mesleğinizdeki bilginiz, sezginiz, duygunuz ve deneyiminizle harmanladığınız yaklaşımınız beni oldukça etkiledi. Kendinize özgü haliniz ve diliniz, sade ve doğal varoluşunuz, kalıplara girmek istemeyen, paranın ve sistemin kulu kölesi olmak istemeyen kararlı duruşunuz, çevrenizde ilişki kurduğunuz her şeye özel ve özenli yaklaşımınız; doğanın bir parçası olmayı her an hissederek kurulmuş bütüncül bir felsefi duruşu yansıtıyordu. Semamızdan geçerken bizlere bıraktığınız minik yağmur damlaları da hâlâ içimizdeki toprağın yabani tohumlarını yeşertiyor.

Doğaya ve yaşama bütüncül bakmanın, yaşama biçimimize ve özellikle de sanat ve edebiyata farklı bir ele alış ve derinlik katacağını düşünüyorum. Kendi yazın yolcuğumda da beni besleyen en önemli kaynağın doğa olduğunu görüyorum. Bu anlamda Fitosofia Akademi benim yazın ufkumda da renk renk güneşler doğurdu. Doğa okur-yazarlığı ve türler arasında kurulan bağlar, tüm sanat dalları için, özellikle şair ve yazarlar için, ufkun olanaklarının açılmasına ve kendi yabanına bakabilmeye olanak verdiğini biliyoruz. Ursula LeGuin, Yaşar Kemal ve daha nice kalem ustasının varlığıyla da görüyoruz ki, bu bağ sanat yapıtlarında güçlü söz üretmeyi, duygunun zengin bir içerikle hemhal olmasını sağlıyor. Bu sebeplerle, yazar olarak kurduğunuz cümlelerin cezbesinin yanında; hayata karşı yaklaşımınıza da kıymet verilen bu dergide, sizin de bilgece özünüze, sözünüze ev sahipliği yapalım istedik.

Web sitenizde (fitosofia.com.tr) hayat yolculuğunuzu çok güzel anlatmışsınız. Okurlarımız için de kendi öykünüzü kısaca sizden dinleyebilir miyiz?

Hayat öyküsü her anlatıldığı anda yeniden yazılır diye düşünüyorum. Çünkü web sitesine yazarken hangi ruh halindeydim bilemiyorum. Senin beni tasvir edişin beni çok etkiledi. Şöyle bir geri yaslanıp düşündüm, çocukluğumdan bu yana geçirdiğim yolculuğumu nasıl özetleyebilirim diye.

Çocukluğumda oldukça dingin bir yaşam tarzında doğayı gözlemleyip, doğa yasalarına her gün yeniden hayran kalırdım, âşık olurdum. Fizikötesi güçlerle dolu mitolojik tanrıların gücünde sayısız hikâyeler yazardım aklımdan. Her akşam uykuya geçerken yarınki doğa ile yaşayacağım deneylerimi düşlerdim.

Gençlik yıllarımda İstanbul gibi büyük şehirde yaşamak durumunda olduğum için,  ilgi ve gözlem odağım toplumsal süreçlere kaymıştı. Büyük kentlerdeki toplumsal yasalara veya kurallara pek âşık olamadım. Yaşım gereği çevremi belki artık tozpembe göremiyordum. Özellikle kadınlara yönelik baskı, sömürü ve diğer konular beni derinliğine meşgul ediyordu. Zira felsefe okumaya başladım ve bu bölümü 1985 yılında Almanya’ya giderek tekrardan okudum. Sosyokültürel konular beni rahat bırakmadı, nitekim Etnoloji bölümünde doktora programına girdim. Oğlumun sağlık sorunları nedeniyle büyük şehirden her fırsatta yine doğaya taşınırken, bu defa ekolojik, bireysel ve toplumsal etkenlerin insan sağlığı ile ne derece sıkı ilişkide bulunduğunu oğlum ile birlikte kendi hayatımızda deneylemiş olduk. Modern dönemdeki sorguladığım toplumsal olgulara bir de konvansiyonel tıp olgusu eklenmiş oldu. Bu sayede doğal tıp alanında eğitimler almaya başladım. Her eğitim ile birlikte başka kapılar açıldı ve belli bir zaman gelince özüme, köklerime ve doğaya geri dönüş elzem olmuştu. Otuz yıla yakın yaşadığım ülke olan Almanya’dan geri dönerek burada, Türkiye’de yaptığım çalışmalarla doğru olarak düşündüklerimi aktarmaya başladım. Büyük devrimler peşinde değilim, aksine yolculuğumda kendime iyi gelen şeyleri belki başkalarına da iyi gelir diye aktarmaya çalışıyorum, fakat dogmalaştırmadan, mutlak doğru budur iddiasına girmeden. Çünkü doğru olarak algılanan şeylerin zamana, mekâna, toplumsal ve bireysel koşullara bağlı olduğunun farkındayım. Bu bağlamda yolculuğumun önü açık, bakalım beni daha nereye sürecek.

Fitosofia ne demek, Fitosofia akademi nasıl bir yer?

Fitosofia terim olarak bitki bilgeliği demektir. Uzun süredir bitki ve sağlıklı yaşama dair sürdürdüğüm çalışmaları Fethiye’deki kurduğum merkezde bu şekilde isimlendirmiştim, şimdi ise bu neredeyse bir marka oldu. Fitosofia’yı Fethiye’den Seferihisar’a taşıyınca alanları ayrıştırma ihtiyacı duyduk. Fitosofia Akademi Fitosofia’nın tüm eğitim ve araştırma çalışmalarını kapsamaktadır. Tamamen özerk bir eğitim kurumudur diyebiliriz, hem fiziki eğitim merkezi hem de internet ortamında bir eğitim platformudur.

Anadolu’da kırsalda ve kentlerde insanların doğa farkındalığı hakkındaki gözlemleriniz nedir? Sizce insanlarda hayata ve doğaya bütüncül bakış açısı nasıl oluşturulur?

Bu kanımca çok kritik bir soru. Kentlerin hali belli ve bu alanlarda birçok sivil toplum kuruluşu çalışma yapıyor. Bence bu süreç özellikle pandemi koşullarında biraz daha hızlanacak ve farkındalığın artması zaruri hale gelecek, çünkü konumuz bütünsel bir şekilde sağlığa ulaşmak. İlk önce insanların bunu talep etmesini nasıl sağlayabiliriz diye sormalıyız kendimize. Çünkü kendi tecrübelerimden biliyorum ki, eğer kırsalda belli bir bilgi ve bilinç hazırlığı olmaz ise yapılan çalışmalar ters bile tepebiliyor. Kırsal gördüğüm kadarıyla televizyon bağımlısı olmuş, onların dünyaya açılan penceresi televizyondur. Belki bu kanal üzerinde uzun erimli farkındalık çalışmaları yapılmalı. Biz kentlerden kaçmaya çalışırken, kırsalda hâlâ kentlere özenilen bir tutum var. Bunu kırmak belki zaman alacak, ama son dönemlerdeki kentten kırsala yerleşen bilinçli kesimin öncülüğü sayesinde bunu başarabiliriz. Ama yine de çok eskilerde algılanmış olan bütünsel yaşam felsefesini tekrardan kırsalda oluşturabilir miyiz bilemiyorum. Eskilerdeki olmasa da yenisinin belli bir zaman içinde oluşacağına inanıyorum.

Bu konuda geniş kapsamlı projeler hayata geçirme amaçlı bir dernek kurduk, YerSu Derneği, uzun adı Bütünsel Sağlıklı Yaşam Derneği. Biz de dernek olarak hem kentlerde hem de kırsalda doğa ve insan sağlığı konusunda bütünsel bakış açısının oluşturulmasında elimizden gelen katkıyı sunmak istiyoruz.

Sağlam bir okur olduğunuzu da biliyorum. Sanat ve edebiyat  ile doğa ilişkisi hakkındaki yaklaşımınızı bizimle paylaşır mısınız? Doğa okuryazarlığı nasıl bir bakış elde etmemizi sağlıyor sizce? Bu bağlamda önerebileceğiniz yazarlar kimler? 

Fitoterapi eğitimlerime katılanlar bilir, 18. yüzyıl sonu 19. yüzyılın başında yaşamış ünlü Alman edebiyatçısı/şairi  Goethe hayranıyımdır ve İsviçre kökenli 16. yüzyılın ilk yarısında etkisini göstermiş ünlü gezgin hekim Paracelsus âşığıyım. Bu iki değerli kişiliğin benim için önemi ciddi bir doğa okuryazarı olmalarıdır. Biri doğanın bütünsel varlığını ve işleyişini hekimlik sanatına yansıtırken, diğeri şiirlerindeki aşk tasvirinde aslında doğayı anlatıyor. O dönemlerde kadınların hakları erkekler gibi olsaydı, kuşkusuz birçok kadın idolüm de olurdu. 

Günümüzde ben kadın olarak olabildiğince özgür bir şekilde tek başıma doğayı okumaya çalışıyorum ve bundan tahayyül edilemeyecek bir haz alıyorum. Öyle zamanlar oluyor ki hisselerimi, doğa ve bitkiler ile buluşmalarımda oluşan sinerjiyi aktarmaya, yazmaya ne kalemim ne de kelamım yetiyor. İşte o anda rahmetli Cavit Mürtezaoğlu’nun yorumundaki Mesnevi’nin “Sığmazam” diye vurgu yaptığı şeyi yaşıyorum; ne mekâna ne de zamana sığabiliyorum. Defalarca zamanı durdurmak ve yönetmekte zorluk çektiğim duygu yoğunluğunu dondurmak, onu anlayabilmek için büyük resmin dışına çıkıp kendime dışardan bakmayı arzulamışımdır. Ama bunu hiçbir zaman yapamıyorum. Sadece bu duyguları dolu dolu yaşıyorum.

 

Pandemi dönemi için sağlık tavsiyelerinizi toparladığınız çok yararlı bir sağlıklı yaşam el kitapçığı hazırladınız ve kitapçığa Fitosofia Akademinin web sayfasından herkesin ulaşmasına olanak sağladınız. Sizce, yüzyılın illeti haline gelen pandemi sürecini dikkate aldığımızda ve sonrasında insanlığa dair nasıl bir değişim öngörüyorsunuz ve Akademinin bu sürece katkı sağlayacak çalışmaları neler olacaktır?

Pandemi sebebiyle Akademi’de özellikle canlı yayınlara yer veriyoruz. Sağlıklı yaşam rehberinde de vurguladığım gibi, bağışıklık sistemini güçlendirerek koronadan korunmayı öneriyoruz. Bu bağlamda fermente besinlerin hazırlanışları ile ilgili bir dizi canlı yayın atölyelerini başlattık. İlk atölyemiz benim çok sevdiğim meyve olan fermente ahlat turşusu atölyesi idi. Sonra kırmızı pancardan ürünler, fermente şalgam ve benim favori fermente lahana turşum ‘Sauerkraut’ ile devam edeceğiz. Bu arada organik lahanalardan kuracağımız fermente lahana turşusunu bu sene ilk defa satışa sunacağız.

Tüm uyarılara rağmen insanlığın yaşadığı süreç, geç kalınmadan çıkardığımız dersler, bilim ve doğa ile evrilmiş bir yaşamın sadece beden sağlığımızı değil, sosyokültürel varlığımızın da temel gereksinimi olduğunu anımsatır bizlere.

NOT: Söyleşi 'Altı Yedi' sanat edebiyat dergisinin kış 2021 sayısında yayınlanmıştır.